25/7/2006 - Beni Koyup Gitme... |

Gitme diyemezdim, gitmek zorundaydın. Ne bu fırtına seni geri çevirebilirdi, ne bu yağmur. Her şey gidişine ayarlanmıştı çünkü senaryo böyleydi sen gidecektin ben ağlayacaktım.
Elimden tut yoksa düşeceğim yoksa bir bir yıldızlar düşecek eğer sairsem beni tanırsan yağmurdan korktuğumu bilirsen Gözlerim aklına gelirse Elimden tut yoksa düşeceğim yağmur beni götürecek yoksa beni.. Atilla İlhan
Yağmur seni götürmek için gelmişti. Kar senin gidişini bekliyordu. Rüzgar, o zaten arkandan esiyordu. Esişiyle yaralayan, hırpalayan, yoran, üzen rüzgar. Fırtınaya dönüşüyordu birden, dayanılır mı bile demeden.
Bir ölüm sessizliğiydi dinlediğimiz. Ama adına veda anı diyorlardı. Hüzünlü dakikalar, çok şey söylenmiştir bu anlar üzerine ama kimse yaşayanlar kadar eksilmemiştir. Kimsenin bir yanı oracıkta kalmamıştır, gidemeyenler kadar. Ve hep bu bahis açıldığında orda kalan yanlarını hatırlar, bir kez daha ölürler, bin kez daha ölürler onlar.
Sustu içindeki fırtına dinmek bilmiyordu, "sus dedi sus". Sonra birileri duyacakmış gibi utandı yüzü kızardı. Ama olmuyordu işte yapamıyordu.
"beni koyup gitme"
Küçük yaralı bir fısıltıydı dudaklarından dökülen. Önce dudaklarını ısırdı, dişlerini geçirdi dudaklarına söyleme dedi. Sus dedi yapma dedi. Yapamadı, dudaklarını kanatırcasına döküldü bu cümle dudaklarının arasından.
"beni koyup gitme" gitme ne olursun.
Uzak diyarlara gidiyordu bilinmezlere. Geri dönülmezlere, bir çığlığın ardına düşerek. bir çığlıktan medet umarak. Tutunarak çığlığın gidişine. Sönerken çığlık, ardında bıraktığı iz olarak gidiyordu. Kulakları sağır olmuştu sanki, gözleri görmez, kalbi hissetmez olmuştu. Başının üzerinde uçan kuşları, gökyüzündeki bulutları, içinde kaynayıp duran hüznü görmezden gelerek.
“Şimdi gitmek zamanı dedi. Gitmeli... “
Elinin birini gökyüzüne kaldırdı, gözlerini kıstı görmesinler istiyordu ıslaklığını, diğer elinde o yorgun çantasıyla bir veda duruşu yaptı. İki bilemedin üç saniyelik bir duruş. Tahlile ve törene izin vermeyecek kadar kısa bir duruş. Ve aldı başını gitti. Bir çığlığın ardından, bir çığlık bırakarak ardında.
Son defa ardından duymayacağını bile bile fısıldadı yaralı ceylan,
"beni koyup gitme"
ne duyan oldu ne gören, nede işiten. Gök kubbenin sahipsiz fısıltılar bölümünde yerini alacak bir acı fısıltı olarak kalakaldı öylece.... 04.12.2005 Bilal TIRNAKÇI |
| • 17 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
25/7/2006 - Hüzzam Şarkı... |

Aşk her defasında arar mı seni
Kollarında hüzzam renkli bir uyku…
Cüzzam sevdalısı bir yolun başındayım
Ellerimde dün den kalan sen
Kokun sarar ya etrafı
Yağmurum…
Şimdi güçsüz sesin…
Yorgunsun
Dokunsam uçurum olur gözlerin
Hani kanar ya
Sözlerin…
Ne kadar aldanış varsa
Sesin gibi çınlıyor kulağıma
Aşk her sokakta sorar mı seni
Dilinde bir hüzzam şarkı…
Mehmed Asım Erdoğmuş |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
25/7/2006 - Tut Yüreğimi... |

Tarih silik ve solgun bir bakış... Gecenin bilmem kaçı...Uyumayan gözlerim ışığa alışmaya çalışıyor. Bir martı ip bağladı yüreğime uçurmak istiyor ... Işık yoktu hesapta yağmur değene kadar cama... soğuk ve karanlık sokaklarda korkmadan koşmak istiyorum eteklerimi toplayarak. Bu sessizlik ürkütüyor. Neden uyanmıyor kimse yürek sesime?
Başımı soğuk duvara yaslayıp, gözlerimi yumuyorum. Dışarıdan gelen bu güzel musikiye bırakıyorum kendimi... Gece mavisi, yağmur, sukut, yüzümü okşayan yumuşak ve hafif bir esinti...
Ve sen ... Sen geliyorsun aklıma ...Hiç görmedim seni ... Görmeden sevdim...Resmin yok elimde ...Gözlerim boşluğa takılıyor...Hasretin kavuruyor yüreğimi, özlemin... Yağmurla ıslanan şu sokakta, dalan bir gözde, dünya denilen şekerle parlatılmış zehirde, madde dolu bir yüreğin neresinde bulmalıyım seni ...
Dikenli yollar ürkütüyor beni... Her düştüğümde bitti sandığım güzellikler seninle başlıyor yeniden... Yakışmıyorum sana bu kirletilmiş yüreğimle... Vurgun yemiş düşüncelerle kapına geldim, af diliyorum, sığınıyorum güzelliğine...
Bir gülün kırmızılığında, bir damla gözyaşında, secdeye kapanan bir başta, yalvaran titrek bir dudakta, seni buldum ey Nebi..
Günahlarımla, hatalarımla yoluna düştüm ... Kapına geldim, kovma beni ... Sevdim seni... Tut yüreğimden götür gittiğin yere ... Ne olur kabul et bu kirli yüreği... Vazgeçtim bu sürgün şehirden, vurgun yemiş düşüncelerden... Tut da volkanlar patlayan yüreğim sukuta erişsin, bulsun istediği lezzeti... Ne olur ey sevgili bırakma beni!.... Ayşenur ÖKSÜZ |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
25/7/2006 - Med-Cezir... |

Sende de bir ben varmı? Bir türlü üstüne kapıyı çekip çıkamadığın içinden… Bilmiyorum neden ama sanki unuttuğum bir şey var içimde. Duruyorum kapının önünde öylece. Acaba musluklarımı açık unuttum. Yoksa ütüyü fişte mi unuttum hatırlayamıyorum. Bir şeyler eksik, nerde neyi bitireceğimi bilemiyorum. Tekrar tekrar başa dönüp hep aynı sonları yaşıyorum. Ne bir arpa boyu; kıpırdayamıyorum bile. Anahtarı yerleştiremiyorum hep bir şey oluyor. Ne unuttuğumu hatırlamıyor, neler oluyordu anlamıyorum. Üstelik uymuyor da hiçbiri kapıya.
Beni hiç gördüm mü ağlarken ya da karanlıkta yazı yazarken. Ben kendimi gördüm öyle çaresiz ve yalnızdım ki. Sanki kimse görmüyordu beni. Sesleri dinliyordum, hatta sessizliği, önce korkunçtu sonra müthiş bir alışkanlık oldu. Son zamanlarda nerdeyse saati bile duymaz oldum. Öyle çabuk geçiyor ki; yetişemiyorum zamana. Sahi koşmuyorum da zaten koşamam ki ayaklarım ağrıyor benim. Belki psikolojiktir diyorum. Yaşlanınca hep böyle olmaz mı ? Büyüklerimizden biliyorum. Aksi benim ayaklarım yaşlanmayınca ağrıyor ya oda bir garip. Bu garipliklerimde olmasa hiç çekilmem hayatta. Nasıl olsa zamana yenileceğim ve birgün zaman bende yenilecek, o zaman hesaplaşırız.
Kimseden alınacak bir hıncımda yok. Şimdi hatırlıyorum muslukları kapatmıştım. Peki ya ütü galiba o hala fişte. Ne zaman unuttuklarım yanar, eksikliklerim kül olursa o zaman kapıyı çekip çıkacağım, zaten kapıda kalmaz ya neyse.
Elimde anahtar kapılar önündeyim şimdi. İsmim okunduğunda gelip tek tek açacağım kapıları. İçeride seni bulurum umuduyla, üzerine kapıyı çekip çıkarkenki gibi çıkacağım karşına. Eğer sen hala oradaysan, ki sen hiçbir yere gitmezsin hele de beni bırakıp, işte ben yine geldim der; noktalarım… Nereye koyacağımı bilemediğim noktayı koyar bitiririm her şeyi…
Kübra ÇINAR
|
| • 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
25/7/2006 - Eğer Sevmeseydim... |

Talat Ülker Eğer sevmeseydim seni Özlemeseydim sesini Gölgeme sarılarak uyumazdım Düşleri çağırmazdım gecelerime Camlarda güneşi öpen çocuklar gibi Şafağı beklemezdim ilk akşamdan Eğer seni sevmeseydim
Eğer sevmeseydim seni Yüzümde hissetmeseydim sıcacık nefesini Yenilgi sayardı yalnızlığı yüreğim Duyamazdım ötelerin sesini Dalıp gitmezdim bulutların ardından Göç edecek kuşlar gibi beklemezdim baharı Eğer seni sevmeseydim
Eğer sevmeseydim seni Sende bulmasaydım senden ötesini Günün gölgesinde serinlemezdim Aydınlansın diye akça şafaklar Gölgemi ıslatsın diye ılık nisan yağmurları Bulutlarda gezinmezdim Eğer seni sevmeseydim
Eğer sevmeseydim seni Görmeseydim gözlerinde vuslatın gölgesini Gecenin ayazında sokakta Bir sigara dumanında ısınmaya çalışmazdım Kaybedilmiş günleri arıyorken boşlukta Belki böyle titremezdi ellerim Eğer seni sevmeseydim.
Talat ÜLKER |
| • 2 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
Hakkımda
www.sandal.8k.com
Kategoriler
Arkadaşlarım
• vivaforever • merchandiser • edebiyatvakti • turuncum • eyferu • uzlet • sifam • hayalse • unintended • emelsen • silayar • ruhlargemisi • nisanurr • tezhip • muhacirkizi26 • nureysa • birmelekdile • sidelya • vaktimesk • kaylule • benyamin0401 • siiryarismasi
|